AMSTERDAM’DA KAYBOLMAK...

Amsterdam’ ı görmek için neden pek çok insanın sabırsızlandığını hiç merak ettiniz mi? Amsterdam’ı pek çok turistin gözünde bu kadar çekici kılan şey nedir? Selahattin Duman’ın söylediklerine bakılırsa “binmişler bir alamete… gidiyorlar kıyamete...”Bunu köşe yazarımıza söyleten çarpıcı nedenleri ilerleyen bölümlerde bulacaksınız. İşi şimdilik biraz ciddi tutarsak, Amsterdam, özenle korunmuş tarihi ve kültürel dokusu, yüzyıllardan günümüze taşınmış eşsiz güzellikteki kanalları, sürprizlerle dolu gece hayatı ve özgürlüğün sınırlarını zorlayan yaşam biçimleri ile davetkar bir şehir....

Şehre bu kimliğini kazandıran hiç kuşkusuz ev sahiplerinin kişiliği olmalı. Rahat yapıları, farklı kültürlere karşı gösterdikleri toleransları, liberal düşüncelerle beslenmiş politik kültürleri, modern düşünce tarzları ve Belçikalılar ile ilgili ürettikleri aşırı komik fıkraları (bizim Temel fıkraları ile yarışan cinsten) ile Hollanda’lılar, konuklarına her yönü ile heyecan verici ve eğlenceli bir şehir armağan etmişler...

Coffee Shop’ları, görsel olarak da heyecan verici Red Light District’i, dünya mutfağından pek çok alternatifi sunan restoranları, kafeleri, gürültünün içinde sakinliği sunan parkları ve dünya markalarını bulabileceğiniz mağazaları ile Amsterdam onu keşfetmenizi bekliyor!

Amsterdam İstanbul ile kıyasladığınızda, acı çekmeden kolayca gezebileceğiniz bir şehir; yürüyerek, bisikletle, teknelerle, tramvay veya otobüslerle. Fakat kendi arabanız ile gezmeyi aklınızdan bile geçirmeyin :-)

1960’larda Amsterdam bir Hippi başkenti idi. Yeni söylemlere her zaman açık tavırlarını günümüzde de sürdüren şehir ve ev sahipleri, homoseksüellerin evlenebilme hakları veya ötenazi gibi halen tartışmalara açık konularda attıkları cesur adımlarla, liberalizmin liderliğini ellerinde tutuyorlar. Pek çok insan Amsterdam’ın her konuda özgürlük anlamını taşıyan bir şehir olduğunun farkında : Aşkta ve sekste özgürlük!, keyif vericilerin kullanımında özgürlük! ve her alanda özgürlük!

Selahattin Duman’ın Amsterdam ile ilgili gülümseten anısı yukarıdaki tezimizi doğrulayacaktır:Yalnız Benelüks Ülkesi denilen yerin Belçika kısmı, Hollanda'ya göre daha müeddep...Daha önce de anlattım ya! Hollanda bu işlerde şirazendeden çıkmış.. Şakûlü çoktan kaymış.. Temsil, Amsterdam'da gece vakti iki arkadaşımla dolaşıyorduk.. Şampiyonanın civcivli zamanı.. Her milletten insan sokaklara dökülmüş, yürüyüp yediklerimizi hazmedeceğiz hem de milletin seyrine duracağız..
Bir bar gördük.. Hava sıcaklığı gece vakti otuz derece.. Şuraya girip birer soğuk bira içelim, dedik.. Hay girmez olaydık.. (Veya iyi ki girmişiz..) İçeri dalar dalmaz gördüğümüz manzara bizi şok etti.. Bar tezgâhının arkasındaki boşluğu boydan boya sedir gibi, deri kaplı birşeyle donatmışlar.. Yüksekliği ise bar tezgâhının yüksekliği kadar.. Yani ona paralel..
Müşteri tezgâhın dışında ayakta dikiliyor, tezgahın öte yakasındaki sedir benzeri şeyin üzerinde de üç barmaid hizmet veriyor..Üç genç kız, lakin üçü de anadan üryan! Biz önce yanlışlıkla striptiz yapılan bir kulübe girdiğimizi sanıp dışarı çıkmaya yeltendik.. Ama kızların gösteri filan yaptığı yok.. Anadan üryan servis yapıyorlar.. İster ayıl, ister bayıl..Kızlar rahat.. Ayılana bira, bayılana soda!
Bizler, üç İstanbul yiğidi olarak katiyen panikleyip memleketimizin altın adını bakıra çevirmedik.. Sanki bizim memlekette herkes böyle sivil dolaşırmış gibi çok sakin bir şekilde bara yanaştık..Allah biliyor ya, böyle bir mekânı İstanbul'da açsan şehir birbirine girer.. Evlisi, bekarı, sivili, askeri, başıbozuğu, haneberduşu; kim varsa kapısına üşüşeceğinden şehirde hayat kendiliğinden durur..

Benim entel arkadaşlarım da kızların seyrine duracaklarına, neden böyle çalıştıklarını anlamaya çalışıyorlar.. Yalan olmasın.. Tam üç saat o barda oturup meseleyi sosyal açıdan çözmeye çalıştık ama başaramadık.. Kızların halleri bildiğimiz kapitalist düzene uymuyor, globalleşmeye uymuyor, hiçbir şeye uymuyor.. Sabaha kadar orada otursak çırılçıplak hizmet veren bu kızların durumuna uygun sosyal içerikli bir tarif bulamayacağız.. Murtaza'nın teşhisi.. Özetle söylemek gerekirse bunların gidişatı gidişat değil.. Bana ille de sosyal içerikli bir tarif ver, demezseniz Hollanda'nın halleri için Elbasan'lı Baba Hasan'ın oğlu Murtaza ile aynı fikirde olduðumu söylerim.. Binmişler bir alamete..Gidiyorlar kıyamete..

Tekrar konumuza dönersek, şehrin 1960’larda sahip olduğu “hippi cenneti” imajı, günümüzde bir hayli değişikliğe uğrayarak, “internasyonel ticaret merkezi” imajına dönüşmüş durumda. Şehrin Avrupa’da önemli bir ticaret merkezi olmasının ardında, Hollandalı insanlarin büyük çabaları ve tarihten de iyi bilineceği üzere, ticaretten çok iyi anlamaları yatıyor. Uluslararası iş hayatının bu kadar içinde olan Amsterdam’lıların halen özgür düşünce ve özgür yaşam felsefesine kendiliğinden sahip çıkması, şehri diğer şehirlerden farklı kılan en önemli unsurlardan birisi.

Amsterdam’ın turistler için en önemli avantajlarından ikisi, Amsterdam halkının başta İngilizce olmak üzere birkaç yabancı dili konuşabiliyor olması ve yabancılara karşı sergiledikleri yardımsever tutumları. Amsterdam konuklarının yaşamını çok kolaylaştıran bir şehir.

Durum böyle olunca da, şiirsel bir yaklaşımla şunları söyleyebiliriz :

Amsterdam....Sizi kendisine çeken farklılıklar ve aykırılıklar şehri...Eski ile yeninin buluşması....İçinde kaybolmak isteyeceğiniz büyülü bir dünya...Keşfetmeniz için...Zevk almanız için… Şaşırmanız için… Şok olmanız için… içinde KAYBOLMANIZ ve kaybolurken kendinizi bulmanız için…

BİRAZ TARİH (inanın sıkıcı değil, vallahi ! )

KISA KISA HOLLANDA

Hollanda isminin nereden geldiğini biliyor musunuz? Holland kelimesinin kokeni Houtland dan gelmektedir. Kelime anlami tahta memleketi demektir. Hollanda, prehistorik kaynaklara gore Isa dan once 12000 yillarina kadar gecmisi olan avrupadaki ilk yerlesim alanlarindan birisidir.

Hollanda tarihi kesifler ve icatlarla doludur. Denizcilik ve ticarette dunyanin en ileri uygarligini Hollandalilar kurmuslardir. Denizcilikte sagladiklari yuksek gelisme sayesinde bu kucuk ulke kendi yuzolcumunun tam 800 kati buyuklukte toprak parcalarini idare etme ve yonetme basarisini gostermistir.

? Hollanda, Endonezya yi 1585 yilindan 1950 yilina kadar yonetmistir.

? ABD de Newyork eyaletinin kuruculari Hollandalilardir, buranin o donemdeki adi, New Amsterdam di. Ayrica cevresindeki yerlesim birimlerinin adida Amsterdam in cevresindeki sehirler ile ayni isimleri paylasmislardi. Haarlem, Brooklyn ve benzerleri bugun benzer isimlerle varliklarini surdurmektedirler.

? Venezuella kiyilarindaki Curucao 1634 yilinda Hollandanin yonetimine gecti. Bunun yanisira Karayip denizindeki irili ufakli bircok ada ve Antiller Hollanda kraliyetinin mulkiyetine ait oldu.

? Guney Afrikaya ilk gelen Hollandalilar burada 1519 yilinda yeni bir koloni kurdular.

? Ispanya ile Hollanda arasinda 1568-1648 yillari arasinda 80 yil suren savaslar olmustur. Bu savaslarda Osmanli Imparatorlugunun Hollanda ya askeri destegi olmustur. Hatta bir rivayete göre zamanın padişahından asker isteyen Hollanda bunun yerine bir gemi dolusu asker kiyafeti gelince bununla yetinmek zorunda kalmış ve kendi askerlerine bunu giydirerek İspanyol askerlerinin tırsmasına yol açmış ve geri çekilmek zorunda bırakmıştır.

? Asya kitasinda, Hindistan ile Cin arasinda bulunan yarimadada 15. yuzyildan itibaren 300 yil boyunca Hollanda egemenligi gorulur.

? Bir Guney Amerika ülkesi olan Guyana da ilk yerlesik avrupalilar Hollandalilardir ve 16-17 yy larda burada varlik gostermislerdir.

? Hollandalilar 1836 yilinda Transvaal ve Vaal Oranj irmaklari arasinda Oranj devletini kurmuslardir.

? Hollandalilar 16.yy da Dakar a girmislerdir.

? 1626 yilinda Hollandalilar, Manhattan adasini 24 dolara satin aldilar.

? 1641 yilinda Malaka Portekiz hakimiyetinden Hollandanin hakimiyetine gecmistir.

? 1656 yilinda Srilanka Portekiz hakimiyetinden Hollandanin hakimiyetine gecmistir.

? 1667 yilinda, o zamana dek Hollanda topragi sayilan New York Ingilizlere verildi ve bunun karsilinda Ingilizlerden Surinam alindi. Bu trampanın sebebi New York da -o zamanki adıyla New Amsterdam- Hollandalılara fazla ticaret imkanı kalmamasıydı.

? 1706 yilinda isgalci Ingiliz ve Fransiz kuvvetleri Hollanda dan cikarilmistir.

? 1794 yilinda Fransizlar Hollandayi isgal edip Batavya isminde bir cumhuriyet kurdular.

? 1815 de Hollanda tekrar bagimsizligini kazandi.

? Gana da Hollandalilar 1800-1872 yillari arasinda varliklarini surdurmuslerdir.

? 1848 de politik libarelizmin sonucu olarak anayasa degisikligine gidildi.

? 1875 den itibaren 1900 yilina kadar Hollanda da parlamenter demokrasiye gecis sureci yasandi.

? 1859 yilinda ilk defa Turk Buyukelciligi Den Haag da acilmistir.

? 1914 yilinda baslayan surecte ve sonrasinda yasanan birinci dunya savasinda Hollanda tarafsiz kaldi.

? 1925 yilinda Turkiye ile Hollanda arasinda Ataturk tarafindan kaleme alinmis olan Angora Dostluk Antlasmasi imzalanmistir.

? 1929 yilinda Hollanda hava yollari KLM Istanbul a ilk seferini duzenlemistir.

? 1940 yilinda Hollanda nazi almanyasi tarafindan isgal edildi. En büyük direniş Amsterdam da oldu. Naziler bir çok vatanseveri şehir merkezinde kurşuna dizdi. Hollandalıların bisikletlerine el konuldu.

? 1945 yilinda Hollanda ya giren Kanada askeri kuvvetleri tarafindan ulke nazilerden temizlendi ve tekrar bagimsizligina kavustu.

? 1988 yilinda Hollanda milli futbol takimi avrupa kupasinin sahibi oldu.

? 1996 AJAX şampiyon oldu.

? 1997 yilinda Amsterdam da EU ulkelerinin gelecegini belirleyen en onemli toplanti yapilmis ve avrupa ortak para birimine gecilmistir.

? 2002 Prens Alexander ile taze gelin Maxima muhteşem bir düğünle ve Amsterdam halkının sevgi gösterileri arasında dünya evine girdiler.


KESIFLER ICATLAR VE BULUSLAR (Adamlar çok zeki canım !!! )

? 1583 - 1645 yillarinda yasamis olan Hugo Grotius tarafindan uluslararasi hukukun temelleri atilmistir.

? 1590 yilinda Zacharias Janssen adinda bir Hollandali tarafindan mikroskop bulunmustur.

? Hollandali astronom Christian Huygens tarafindan ilk sarkacli saat bulunmustur, ayni bilim adami ayrica Mars ve Saturn uzerinde ilk bilimsel incelemeleri yapmistir.

? 1860-1927 yillarinda yasamis olan Willem Einthoven tarafindan kalp kadeyografisi icat edilmis ve basariyla ilk uygulamasi yapilmistir.

? 1837 - 1923 yillarinda yasamis olan Johannes Diederik van der Waals tarafindan sogutucularda kullanilmak uzere kloro floro karbon gazi denenmis ve ilk buzdolabi gelistirilmistir.

? Hollandali arastirmaci Herman Gerard Fokker tarafindan ilk kesif ve savas ucagi E-III 1890 yilinda yapilmistir.

? Genetik arastirmalar konusunda Hollanda bircok ilke imza atmis ve dogal sartlarin disinda bitki yetistirilmesi konusunda diger ulkelere liderlik yapmistir. Seracilik ve hayvancilikta modern yontemler kullanmak hep Hollanda nin tekelinde olmustur.

? Dogal hayati korumak konusunda Hollandalilar son derece hassastir. Ilk dogal koruma alani 1576 yilinda Den Haag civarinda bir ormani korumak amaciyla yapilmistir. Dogal hayati koruma orgutu greenpeace in ilk kuruldugu yer bu sebeplerden dolayi olsa gerek Amsterdam olmustur.

KISA KISA AMSTERDAM TARİHİ (nerden nereye...)

Eğer Amsterdam’ın tarihi ile yakından ilgileniyorsanız, ana tren istasyonundan sadece birkaç dakika uzaklıkta bulunan Cultural Centre Pompoen’ de (Spuistraat 2), “The Miracle of Amsterdam” adlı gösteriyi izleyebilirsiniz. Bu gösteri boyunca, Amsterdam'ın sosyo-ekonomik tarihini (İngilizce olarak), görsel ve işitsel prezantasyonlarla izleme şansını bulacaksınız. Eşsiz bir deneyim gidin valla!

AMSTERDAM’ DA HAYAT (Tam bir bekar cenneti!)

Konutlar

Son 50 yıl boyunca Amsterdam’ın nüfusunun 835,000 kişiden 731,000 kişiye düştüğünü görüyoruz. Diğer yandan, 1950 yılında, şehirde 223,000 ev (müstakil ev veya apartman) bulunurken, 1 Ocak 2000 tarihindeki bir sayımda ev sayısının 369,000’e ulaştığı görülüyor. Yeni evler yapmak üzere devam eden inşaat programlarına karşın, halen 100,000 civarında Amsterdam’lı yeni ev arıyor. Yüksek talebin karşılanamamasından doğan bu sıkıntı, tabiki sadece Amsterdam’ın yüzyüze kaldığı bir sıkıntı değil. Bugün dünyada büyük şehir olma özelliğini taşıyan pek çok şehir için geçerli bir durum. (İstanbul’daki konut problemlerine yabancı olmayanlar Amsterdam’ın halini daha iyi anlayacaktır!)

Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra genel olarak ev bulamama problemi yaşandığını biliyoruz. Pek çok aile, bekar veya yaşlı insan için ev bulabilmek ciddi bir kabustu. Zaman geçtikçe bu durum ilk önce ailelerin lehine bir gelişme gösterdi. Amsterdam’da 100,000’e yakın ev inşa edildi. Buna rağmen aileler Amsterdam’a yakın diğer yerleşim bölgelerini daha çok tercih eder oldular (Purmerend, Hoorn ve Almere gibi). Dışarıya olan bu göçü dengeleyen ise, okumak veya çalışmak üzere Amsterdam’ı tercih eden insanların oluşturduğu ters yöndeki göç oldu. Bugün Amsterdam’da, yaşanılan ev başına kişi sayısı ortalama 1.98 (Haziran 2000’deki bilgiler ışığında). Bu durum gösteriyor ki Amsterdam’daki evlerin yaklaşık yarısı bekarlar tarafından kullanılıyor. Yani tam bir bekar cenneti. Bizden söylemesi!

Konut Alternatifleri
Amsterdam’daki evlerin yarıdan fazlası konut kooperatifleri tarafından kontrol edilmektedir. Özel (satınalma) amaçlı konut sektörü ise pazarda %17’lik bir paya sahip. 1980’lerin sonuna kadar öncelik sosyal (düşük maliyetli) konutlara verilmişti. Bu politikanın bir sonucu olarak orta ve yüksek gelirli insanlar şehri terketmişti. Güncel politikalar ise öncekilerden farklı olarak, Amsterdam’da daha çeşitli bütçelere göre konut yapmını destekliyor. Bunun bir sonucu olarak şehirde yeni yerleşim alanlarının hızla artığını görüyoruz; Sloten, the Eastern Port Area, IJburg v.b. Yeni konutların %70’i yüksek fiyat kategorisinde alıcı veya kiracı buluyor. Eski yerleşim alanlarında ise, son birkaç yıldır, mevcut konutları geliştirmeye ve iyileştirmeye yönelik çalışmalar devam ediyor.

BanliyölerII. Dünya savaşından önce şehir planlamacılar birtakım banliyöler için kolları sıvamış ve planlarını hazırlamışlardı. İşte bu nedenden dolayıdır ki büyük ölçekli konut projeleri savaşı izleyen yıllarda hızla geliştirilebildi; Slotermeer, Slotervaart, Geuzenveld, Osdorp ve Overtoomse Veld şehrin batı yakasındaki banliyölerdi. Buitenveldert şehrin güneyinde, Nieuwendam ve Banne Buiksloot şehrin kuzeyinde gelişen banliyölerdi. Banliyölerin birçoğunda evler ucuz maliyetli sosyal konut tarzında inşa edilmişlerdi. Konut kooperatifleri bu dönemde binlerce evi bünyelerine kattılar. Buitenveldert banliyösü, kişisel evlerin (kiralanmak veya satılmak üzere) daha yoğunlukta olduğu tek banliyö idi.

Bijlmermeer1970’lerin başında geliştirilen son banliyö şehrin güneydoğusundaki Bijlmermeer idi. Şehir planlamacılar, arabalar, bisiklet sürücüleri ve yayalar için ayrı ayrı düzenlemiş yolları ile gerçekten mükemmel bir yaşama alanı yarattıklarına inanıyorlardı. Üstelik metro istasyonu olan Amsterdam’daki tek banliyö idi ve arabalar için garajlar da vardı! Yüksek apartman binalarının çevresi parklarla çevrilmişti.
Bütün bu artılarına rağmen, Bijlmermeer büyük umutları karşılamakta başarısız oldu. 13,000 yüksek apartmana kiracılar bulunmasında zorlanıldı. Bijlmermeer’da kiralar yüksekti ve şehrin sınırları dışında kalan diğer yakın bölgelerdeki daha az yüksek binalarla rekabet edilmesi gerekiyordu. Böylece Bijlmermeer, Amsterdam’da ev bulmakta zorlanan insanların toplandığı bir sığınak haline geldi. Yeni taşınanlar bu banliyöyü, kısa süreli bir kamp gibi değerlendirip, en kısa zamanda daha uygun bir yer bulduklarında tekrar taşınmak üzere, buraya yerleşmeyi tercih ediyorlardı. Pek çok apartman uzun süre boş kaldı ve pek çok insan buradan başka yerlere tekrar taşındı. Yıllar geçtikçe sosyal problemler arttı ve suç oranı yükseldi. Şimdi, üzerinden bir çeyrek yüzyıl bile geçmeden, Bijlmermeer tekrar yenileniyor. Yaklaşık 3,000 adet yüksek bina yıkılmaya başlandı. Diğer 8,000 binanın bakım ve onarımı yapılıyor. Ve bazıları neredeyse bir estetik ameliyat geçiriyor. Ancak kesin olan nokta, bütün bunlarda sonra fiyatlarının da oldukça artacağı. Bijlmermeer’de farklı bütçelere hitap edecek farklı kalitelerde evlerin yapılması aslında bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Bunun sağlanması, farklı altyapılardaki insanların burada yaşayabilmesini de sağlayacaktır. Az katlı binalar bir zamanlar çok katlı binaların bulunduğu alanları işgal edecektir. Daha önce yayalar, bisiklet kullanıcıları ve arabalar için ayrı ayrı düzenlenmiş yollar yeni planlarda yeralmamaktadır.Haziran 2002’e gelindiğinde, Bijlmermeer’in yenilenmesi çalışmalarında önemli ölçüde yol alındığını görüyoruz.

Yeni ProjelerBijlmermeer’den sonra geliştirilen yeni yerleşim bölgeleri oldukça farklıydı. Yüksek binalar yerine az katlı binalar veya farklı seviyelere binalar inşa edildi. Satın almak için daha fazla ev ve özel sektörün kiralayabileceği daha fazla konut bulunuyordu. Şehrin batısındaki Sloten’ın yeşil alanlarına yaklaşık 5,300 ev bu anlayışla yapıldı. Konut inşaat programı gerçekte tamamı ile uygulandı. Amsterdam’ın batısındaki Middelveldsche Akerpolder’de yeni evler yapılmasına devam ediliyor. Middelveldsche Akerpolder, Amsterdam’ın batısında bina yapılabilecek son uygun alan olma özelliğine de sahipti. Bununla birlikte, şehrin doğusundaki eski liman bölgesi için yeni girişimler başlatıldı. 19. yüzyıla ait bu liman artık kullanılmamaktaydı. Eski liman adaları inşaat alanlarina dönüştürüldü. KNSM adası şimdi yeniden yapılandırılıyor. Java adası üzeründeki inşaatlar halen sürüyor ve benzeri çalışmalar Borneokade ve Sporenburg üzerinde de devam ediyor. Diemerzeedijk’in karşısındaki birkaç yapay adada ise, çalışmalar daha önceden başlatılmıştı. Bu yeni yerleşim bölgesi, IJ-burg, 18,000 konutu ile şehir merkezine oldukça yakın olacaktır.

İlk temeller şu anda atılmaktadır (2001), ve ev sahipleri yeni evlerine 2002 yılında yerleştirilmeye başlanacaktır. 1969 sularında, 19. yüzyıl çalışan sınıfına ait mahallelerin büyük bir kısmında, binalar açıkcası inşaat ve konut standartlarına uygun değildi. Evler, bir ailenin yaşaması için oldukça küçük ve birtakım ev aletleri için yeterli alan yoktu (buzdolabı, çamaşır makinası v.b.). Dahası, banyo veya duş da bulunmuyordu. Zaman, şehir hayatının iyileştirilmesi zamanıydı. Bu düşünce iyi şeyler üretti. Temel prensip, insanların kendi bölgelerine dönerek orada yaşamalarıydı. Bu nedenle kiralar ödenebilir düzeyde olmalıydı. 19. yüzyıldan kalma Kinkerbuurt, Dapperbuurt ve De Pijp gibi yaşam bölgelerinin yanısıra, savaş öncesinden kalan ve konut kooperatiflerinin kontrolunda olan konutlar da aynı mantıkta yenilendi. Buradaki anlayış, binaları yıkıp yeniden inşa etmek yerine, onları restore etmekti. Buna en iyi iki örnek, Spaarndammer’daki ve Pieter Lodewijk Takstraat’daki konut bloklarının Amsterdam School stilinde yenilenmeleriydi. Yenileme çalışmalarından sonra bu binalar mimari saygınlığın birer anıtı olarak adlandırıldı. Şimdi ise, kentsel iyileşme yeni bir yaklaşıma önayak oluyor; şehrin yeniden doğuşu. Buradaki temel amaç Amsterdam’ın belirgin bazı bölgelerini, konut kalitesininin yanısıra çevresel iyileştirme için de zorlamak. Bu gelişme, daha büyük veya daha küçük, daha pahalı veya ucuz konut çeşitlerinin olacağı anlamına geliyor. Savaş sonrası yapılan banliyöler de, şehrin yeniden doğuşu projesinde ilgilenilecek konulardan biri olarak öne çıkacaktır.

Konutların PaylaşımıGünümüzde, Amsterdam’daki Şehir Konut Servisi sadece, sosyal veya sağlıkla ilgili problemi olan insanlara, mültecilere veya şehrin yeniden yapılandırılması için ihtiyaç duydukları insanlara konut bulunmasında yardımcı oluyor. Bunun dışında kalan ve yaşamak üzere bir ev arayan insanlar ise, doğrudan konut kooperatifleri ile kontak kurabilirler. Bu kooperatifler, Woningnet Organizasyonu adı altında birlikte çalışarak, bölgelerindeki yaşamaya uygun konut sayısını olabildiğince artırmaya çalışıyorlar.

KEYİF VERİCİLER (BİRAZ UÇMAYA NE DERSİNİZ?...EFENDİM?...)

Amsterdam, hafif keyif vericilere karşı toleransı ile ünlü bir şehir. Hep düşünüldüğü gibi hafif keyif vericiler Hollanda’da tümü ile serbest değil. Sakın sağdan soldan duyduklarınızla, keyif verici ticaretine atılayım diye düşünmeyin! Ancak, az miktarda haşhaş ve ot taşınmasına tolerans gösteriliyor. Genel olarak, Amsterdam’ın keyif verici politikasına dogmacı dersek pek fazla yanılmamış oluruz.

Sert Keyif vericiler ve Hafif Keyif vericiler (Sağlığınızı korumak için birebir :-) )

Hollanda’nın keyif verici politikalarından bazıları, diğer ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Ülkede sert veya hafif keyif vericilere karşı farklı yaklaşımlar sözkonusu. 1976 yılındaki kanuni düzenlemelerden kaynaklanan bu farklı yaklaşımla, sert keyif verici taşıma ağır bir suç sayılırken, 5 grama kadar olmak kaydı ile taşınan hafif keyif vericiler, ufak suçlar kapsamına alınarak, herhangi bir yasal işlem yapılmıyor.

Bugün Amsterdam’da, 300 civarında hafif keyif verici satın alabileceğiniz Coffee Shop var. Coffee Shop’lar ilk kez 1996 yılında lisans sahibi oldu ve daha önce tolere edilerek yaşamlarını sürdüren Coffee Shop’lar bu tarihte legalleşti.

Böylece, Amsterdam ve tabiki Hollanda, keyif verici kullanımının bir suç olmaktan daha çok bir sağlık problemi olduğu konusunda kararlarını vermiş oldular. Bu sağduyulu yaklaşım, sağlık problemleri olan bütün dünya insanlarının buraya akmasına yardımcı oldu :-)

Bugün Coffee Shop’lar, hafif keyif verici kullanıcılarının yeraltından kurtarıldığı yerler olarak görülmektedir. Her coffeeshop bir kurtarılmış bölgedir şeklinde muhtelif görüşlerde yok değildir.

Hafif Keyif Vericiler (Kafalar Kıyak!)

Amsterdam’daki Coffee Shop’ların yarısından fazlası şehir merkezinde yeralmaktadır. Coffee Shop’lara girip, haş veya ot istediğinizi söylemeniz yeterli! Tipik bir torbanın maliyeti 25 Florin (Bu fiyat şaşırtıcı bir şekilde son 25 yıldır hiç değişikliğe uğramamış durumda! Bu fiyat istikrarı göz yaşartıyor! ). Euro nun ortaya çıkmasıyla bu durum Euro lehine 11,50 olarak güncellendi ve global oldu.

Kalite artıkça, ürün miktarı da düşüyor. Menüye göz attığınızda, birkaç tip yaş ve kuru çeşidi olduğunu görüyorsunuz. Esrar yani kuru genel olarak iki ayrı tipte sunuluyor; kahverengi veya siyah renklerde. Siyah olanı biraz daha sert bir ürün ve Afgan yada Nepal gibi orta asya isimleri ile tanınıyor. Kahverengi olanlara daha çok Maroc isimleri veriliyor çünkü geldiği ülkeler basta Fas olmak üzere Batı Akdeniz ülkeleri. Hafif kızıl renkli Türk esrarını görmek nerdeyse mümkün değil. Çünkü uluslararası politik nedenler ve kişisel ekonomik sebepler yüzünden Türkiye den esrar girişi bundan 15 yıl önce kesilmiş. O işi yapanlar kendilerini başka işlere vermişler.

Burada ot çeşitleri farklı farklı. İthal gelen siyah ot ve yerli malı yeşil ot.Hollanda orijinli ot diğerlerine oranla daha güçlü bir keyif verici. Lamba altında kimyasal destekli yetişen otlar bir fili bile devirebilir. Tabi siz fil olmadığınız için devrilmezsiniz. Eğer keyif vericiyi sarmak konusunda tembelseniz, hazır sarılmış olanlarını da bulmanız mümkün. Tam tembellerin ağzına layık! Joint piş ağzıma düş.Hafif keyif verici satın alırken dikkat etmeniz gereken tek şey 18 yaşından büyük olmanız. “Abi yaw babam için alacaktım” numaraları burada sökmüyor. Bizden söylemesi. Ayrıca, bu tür keyif vericileri sadece Coffee Shop’lardan almanızı öneririz. Zira sokaktan keyif verici almak çok akıllıca bir iş değil. Coffee Shop’lardan alışveriş yaparken kimlik sorulması oldukça olağan ve 18 yaşın üzerinde olduğunuzu ispatlamanız gerekli. Kimlik soranlara “Ben kimim sen biliyor musun?” tarzında yaklaşımlara burada gerek yok :-)

COFFEE SHOP’LAR

Coffee Shop’ların genellikle sevimsiz ve karanlık yerler olduğunu düşünmüşüzdür (Eski Türk filmlerinden kaynaklansa gerek!). Ancak şimdilerde durum böyle değil. Son zamanlarda, güleryüzlü çalışanları, bilardo masaları, internet bağlantıları, oyun odaları, DJ’li müzik şovları ve daha pek çok cazip yönleri ile hizmet veren coffee shop’lar peşpeşe açıldı. Bunlardan bir tanesi olan Abraxas, Dam Square’e yakın bir yerde (Voorburgwal caddesine oldukça yakın) ve Jonge Roelensteeg adı ile bilinen bir pasajda yeralıyor. Bu yeri görmeden geçmeniz pek mümkün değil, zira pasajın girişindeki kocaman neonlu tabelası ile sizleri içeri davet ediyor. Abraxas’ın şu anki hali geçmiş yıllara oranla daha büyük. Birkaç katlı olan bu yer ayrıca bir DJ odasına da sahip. Abraxas’ın egzotik havası eminim sizleri de uçuracak! Abraxas hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz oldukça iyi hazırlanmış websitesine bir göz atabilirsiniz : www.abraxas.tv . Abraxas’ın Cannabis kupasında üçüncü olduğunu da belirtelim.

İyi Coffee Shop’lardan bir diğeri, Leidseplein’e oldukça yakın olan Lange Leidsdwarsstraat 41 adresindeki Rokerij. 1999/2000 dönemindeki en iyi Coffee Shop seçilerek Cannabis kupasını kazandılar. Fakat, web sitelerine gelince, bir göz atalım diye düşünüyorsanız sakın bunu yapmayın; vakit kaybı! İstasyon yakınlarındaki bir diğer takdire şayan coffeeshop ise Doublereggae Nieuwendijk 32 numarada konumlanmış ve sizleri bekliyor. İçeride ne çeşit müzik olduğunu sorup kafanızı kırdırmayın. www.doublereggae.com

Akıllı Keyif vericiler (Akıllısı da olurmuymuş demeyin, bizi dinleyin!) SMART ha...Pek çok keyif verici hafif veya sert olarak kategorize edilmekle birlikte, aslında “Akıllı Keyif vericiler” diye adlandırılan bir başka kategori daha var. Bitki ve doğal katkı maddelerinden oluşan bu keyif vericiler, enerji veriyor, rahatlatıyor ve seksdeki performansın artmasını sağlıyor (Doğal Viagra!). Bunlar legal keyif verici olmaları nedeni ile, dünyanın pekçok yerinde satılıyor. Bu keyif vericileri satan yerler elbette Amsterdam’da da bulunuyor, fakat tahmin edebileceğiniz gibi ufak bir farkla :-) . Bu yerler aynı zamanda halüsinasyon görmenizi sağlayan mantarlar da satıyor! (İşe bak, millet halüsinasyon görüyorum diye psikiyatrise gider, burada üstüne para verip halüsinasyon görüyorsunuz!)

İşte bunlardan bazıları :

Conscious Dreams (Adres : Kerkstraat 117),
The Magic Mushroom Gallery (Adres : Spuistraat 249)Kokopelli (Adres : Warmoesstraat 12)

FAHİŞELİK (Amsterdam = Fantezi Cenneti ! )

1997’de Hollanda Adalet Bakanlığı, Hollanda Suç Kodları ile ilgili bir yasa olan 250 sayılı yasada iyileştirmeler öngören yeni önerilerini Hollanda parlementosuna sundu. Neredeyse 20 yıl sonrasına denk düşen 1999 yılında ise, İkinci Yasama meclisi, genelev konusundaki yasakları kaldıran taslak yasayı kabul etti. Yasanın yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Ekim 2000’de, belediyeler alınteri ile fahişelik için, lisans verme yetkisine de sahip oldular. Hollanda, bu düzenlemelerden sonra, fahişeliğe gösterdiği toleransı ve bu sektördeki suç oranlarını azaltması ile ünlü bir ülke oldu. Bu eğitici yaklaşım, fahişelik mesleğinin oldukça iyi düzenlenmesini ve legalize edilmesini sağlamış oldu. Çok bilimsel bir çalışmadan bahsettiğimizi gözardı etmeyin! Bu konuyu tez çalısması yapacak babayiğitler aranıyor.

Amsterdam yasadaki bu iyileştirmeyi coşkuyla karşılayan sayılı şehirlerden birisi olmuştur. Aslında, fahişelik uzun süredir Amsterdam’lılar tarafından bir büyük şehir gerçeği olarak kabuledile gelmişti. Yasakların kalkması, şehir meclisinin fahişelik üzerine bir lisans sistemi geliştirmesini de sağladı. Yasanın iyileştirilmesi çalışmalarında altı ana amaç güdüldü.? Fahişelik etkinliklerinin kontrolü ve düzenlenmesi.? İstek dışı fahişeliğin önlenmesi için gerekli kontrollerin artırılması.? Reşit olmayanların seksüel tacizlerden korunması.? Fahişelerin statülerinin korunması.? Başı derde sokabilecek suçları seks endüstrisinden uzak tutmak.? Yabancı kökenli illegal fahişelik örgütlerine ve fahişeliğe karşı mücadele etmek (Seks Mafyası!)

Fahişelik sektörü Amsterdam’da oldukça farklı. Fahişeliğin hangi yollardan yapıldığı, fahişelerin pozisyonlarına (yataktaki pozisyonlardan bahsetmiyoruz, aman ha!) ve ilgi alanlarına göre oldukça değişiklik gösteriyor. Fahişeliğin çeşitli yöntemlerini sınıflandırdığımızda, temel olarak iki faktörün öne çıktığını görüyoruz; serbest ve kurumsal fahişelik. Genel olarak, serbest fahişelik, fahişelerin kendisi için de oldukça büyük bir serbesti sağlıyor. Oysa, klüplerde, özel konutlarda, erotik masaj salonlarında ve sado mazoşist klüplerinde çalışanlar bir ölçüde -bazen büyük ölçüde- serbestilerini yitiriyorlar. Buna karşılık avantajları, daha güvenli bir ortam ve kişisel bilgilerini müşteriye vermek zorunda kalmamaları.

Müşterinin evine veya kaldığı diğer mekanlara (otel v.b.) gidilerek yapılan fahişelik ise, bu iki grup arasında yer alıyor. Pencere fahişeliği (İstanbul’da camlardan sarkarak müşteri tavlayan fahişelerden daha estetik bir ortamda çalıştıkları bir gerçek!) Amsterdam’ın, Burgwallen, Spuistraat’ın bir bölümü ve De Pijp’ı da kapsayan bazı bölgelerinde yerleşmiş durumda. Amsterdam’daki güncel politika ise, pencere fahişeliğinin daha fazla gelişmesini önlemek.

Seks yolu ile yayılan hastalıkları önlemek amacı ile, fahişelere medikal bilgi ve bu tür hastalıklarda yardım olanağı sağlanıyor. Ayrıca, daha küçük bir takım tesisler, örneğin ayakta tedavi klinikleri de fahişelere hizmet veriyor (Bizim yeşil kartlılardan daha fazla sağlık kontrolünden geçtiklerini belirtelim! ). Fahişelik işi ile uğraşanlar, aynı zamanda genel şehir yönetmeliklerine uymakla da yükümlüler (yangın güvenliği, gürültü seviyesi, hijyen v.b.). 1 Ocak 1996’dan itibaren, fahişelik işine başlayan kişiler, bu yönetmelikleri kapsayan zorunlu bir belgeyi imzalamak zorundalar.

Sokak Fahişeliği (Dar alanda kısa paslaşmalar! Tabi bu bir film ismi! )2 Ocak 1996’da, ısrarlı istekler sonucunda, Amsterdam’da ilk kez özel bir bölge sokak fahişelerine tahsis edildi: Theemsweg. Bu bölge akşam 9’dan sabahın 3’üne kadar açık. Bu saatler dışında, halka açık bir alanda fahişelik yapmak yasaklanmış durumda. Bu bölgedeki tesisler arasında, fahişelerin diğer arkadaşlari ile buluşup sohbet edebilecekleri veya dinlenebilecekleri bir “Sosyal Tesis Projesi” de bulunuyor. Bu bölümde, ayrıca, fahişelerin birtakım konuları danışabilecekleri çeşitli sosyal/sağlık servislerinden olan bakım görevlileri de bulunabiliyor. Haftada iki kez, şehrin sağlık servislerinde çalışan doktor veya hemşireler bu salonda hizmet veriyorlar Fahişeler, seks yolu ile yayılan hastalıklara karşı ücretsiz muayene imkanına da sahipler. Burada prezervatif satışı yapıldığı gibi, fahişeler kullandıkları enjektörleri yenisi ile de değiştirebiliyorlar. Hafta da birkez, polisin düzenlediği özel toplantılar sayesinde fahişelerin polis memurları ile konuşma şansı da doğmaktadır. Theemsweg’deki sokak fahişeliği yapılan alan, tel çitler ve kapılarla çevrilerek, aktivitenin bu alan dışına yayılması önleniyor. Bölgede sürekli bulunan bir denetmen, yönetim ve bakım işlerinden sorumlu olarak çalışıyor. Özel bir polis timi ise, güvenliği sağlamak üzere her akşam bölgede bulunuyor. Burada seks yapmak için kendi arabanızla gitmeniz şart. Gitmeden söyleyelim çok komik bir manzara var. Dolmuş durağı benzeri duraklarda hatunlar bekliyor. Sıraya girmiş yüzlerce araba uygun adım geçerken kimin ördek kimin dolmuş olduğu aklınıza takılıyor.

Bu anlattıklarımız ilginizi çektiyse ve Van Gogh müzesinden sonra burayı ziyaret etmek istiyorsanız, ideal olarak, kendi ulaşımınızı sağlamanız en iyisi. Ancak taksiciye bu konuyu soracak kadar gözü kara biri iseniz ve bir taksi tutmanın maliyetini karşılayabilirim diye düşünüyorsanız, no problem!

Red Light District (Kırmızı Işık Bölgesi) (Dünyaca ünlü Seks Cenneti! )

Amsterdam’ın ününü bir anlamda borçlu olduğu bu bölge, eski şehrin oldukça büyük bir alanını içeriyor. Burası mutlaka ziyaret edilmesi gereken, oldukça kendine has bir yer ! Bu bölge, eski binaları, kanalları ve fahişelerinin yanısıra, çok sayıda barları, kafeleri, coffe shop’ları ve ilgi çekici olayların yaşandığı alanları ile sizleri şaşırtacak!

Tabi ki burada asıl atraksiyon, nerdeyse tümüyle çıplak kadınların, neonlarla aydınlatılmış pencerelerden kendilerini gelip geçenlere teşhir etmeleri. Pencerelerin gerisinde bulunan bu her yaş ve ırktan yüzlerce hatundan birisinin, sizin zevkinize uyacağından gayet eminiz :-)

Fahişeler (Hollanda dilinde Hoertjes), tümüyle legal oldukları gibi medikal bakıma da her an ulaşabilmekteler, yani herşey problemsiz yürüyor! Hastalık kaparım diye endişelenmeyin! Özel bir dernekleri bile var; PIC (Fahişelik Bilgi Merkezi, yani Superonline Bilgi Hattı gibi bir şey...) Onları ziyaret ettiğinizde, yardımsever kadroları, aklınıza gelebilecek her türlü sorunuzu cevaplayacaktır. Ayrıca, onların sergilerini de ziyaret edebilir, satışa sunulmuş prezervatif ve yağlarından satın alabilirsiniz (Buranın fahişeleri de bir tuhaf, ticaretten acayip iyi anladıkları ortada!)

Red Light District’in küçük sokakları gece ve gündüz daima çok kalabalık ve özellikle 21.00 ve 03.00 saatleri arasında sıra beklemek zorunda bile kalabilirsiniz.

Aklınızda tutmanız gereken önemli bir ayrıntı, burada çalışan fahişelerin fotoğrafını çekmek kesinlikle yasak. Eğer çekme teşebbüsünde bulunursanız dayak yemeniz içten bile değil !

Bu bölgenin diğer ilgi çekici bölümü kanallar boyunca yerleşmiş Canlı Sex Show yayını yapan barları. Casa Rosso ve Banana Bar en iyi bilinen örnekleri. Theatre Casa Rosso’da (Oudezijds Achterburgwal 106), çekici erkek ve kadınların başrollerde olduğu, kareografisi yapılmış seks şovlarını ruhsatlı bir tiyatroda izliyor gibi olacaksınız. Ama, eğer yeterince müstehcen (abiyane tanımla, yırtık) bir yapınız olduğunu düşünüyorsanız, Banana Bar (Oudezijds Achterburgwal 37) tam size göre! Burada çıplak kadınlar, değişimli olarak, hem içkilerinizi dolduruyor, hem de rutin banana programını da içeren erotik salon triklerini yapıyorlar.

Ayrıca gözlerden uzak bazı yerlerde, daha özel istekleri olan müşterilere servis veren birkaç özel genelev bulabilirsiniz.Bunlardan bazıları, asırlardır çok güzel, kanal manzaralı evlerde işlerini yürütmekte ve birkaçı da özellikle, SM (Sado Mazoşizm), Hedonizm ve diğer tuhaf seks türlerinde uzmanlaşmış durumdadır. Amsterdam’ın en ünlü ve üst gelir grubuna hitap eden genelevi ise Yab Yum (adres : Singel 295). Bunların yanısıra, randevu sistemi ile çalışan, evinize veya otel odanıza çağırabileceğiniz fahişelerin çalıştığı seks servislerini de bulabilirsiniz.

Amsterdam aynı zamanda pornografisi ile de meşhur bir şehir. Pornografiye şehrin heryerinde rastlayabilirsiniz. Sıradan videoların, magazinlerin, seks aletlerinin ve oyuncaklarının yanısıra, her zaman yeni ve denenmemiş şeylerle karşılaşma şansınız çok yüksek. Karşı cins veya eşcinsel seks ile ilgili oyuncakların yanısıra, sado mazoşizm gibi olağandışı seks türlerine ait oyuncakları da bulabilirsiniz. Pekçok porno mağazasında video izlemek üzere özel kabinler de bulunmaktadır.

Red Light District’deki en kalabalık caddelerden birisi Warmoesstraat. Bu cadde gay’ler açısından özel anlamı olan bir cadde ve burada birkaç gay barı ve sineması bulunuyor. Fakat gay’lerin ilgi gösterdiği tek yer değil. Reguliersdwarstraat ve Rembrandtplein’deki bir kaç küçük sokak gay topluluğu açısından oldukça popüler bölgeler.

Red Light District’in ünlü bir diğer yanı ise bölgede, özellikle de Nieuwmarkt civarındaki caddelerde yeralan Çin lokantaları. Restoranların yanısıra çeşitli Çin işletmelerinin de buraya yerleştiklerini görüyoruz. Örneğin, Nieuwmarkt’a yakın, Waag’ın çaprazında yeralan, çok zengin ürün çeşitlerini birarada bulunduran, Çin süpermarketi bunlardan birisi. Buraya Amsterdam’ın Çin Mahallesi diyebilirsiniz.

Fakat bunlar Amsterdam’ın tamamı değil. Çünkü bu şehir, anlattıklarımız dışında çok daha fazla atraksiyona sahip. İşte bu özelliği onu keşfetmeye değer kılıyor !

ŞEHİR GEZİLERİ (EFENDİ TURİSTLER İÇİN :-) )

Dam Square (Kısaca bizim Taksim Meydanı)1960’lardaki gençlik hareketi (Flower Power) süresince Dam meydanında uyuyanlar (‘Damslapers’) Hollanda’daki gençlik hareketinin sembolleri olmuştu. Bu hareketler boyunca bir grup hippi Dam Square’de kamp kurmuşlardı. Ve onları buradan çıkarmak mümkün olmamıştı. Bugünlerde meydanda daha az protesto olmakla birlikte (bizim Taksim Meydanı gibi), alan halen şehrin odak noktalarından birisi.

Bu alan şehrin ilk doğduğu yerdi : Amstel ırmağı üzerinde bir barajla başlamıştı şehrin doğuşu... (amma şairane bir uslüp yakalamışız!) . Merkezi tren istasyonundan 10 dakika bir yürüyüşle buraya ulaşabiliyorsunuz. Dam Square’e ulaştığınızda ilk gözünüze çarpan, çok sayıda insan ve güvercin. Yüzlerce güvercin...Güvercinleri aşağıya dogru saldırıya geçerken ve elinde ekmek bulunan herhangi bir şanssız turistin üzerine konarken görebilirsiniz. Eğer çevresi kalabalıkla çevrili birilerini farkettiyseniz, mutlaka gidip onları görün. Bunlar çocuk boyundaki kuklalarını oynatan bir kuklacı veya kıpırdamadan sanki bir heykelmiş numarası yapan oyuncular olabilir. Ya da büyük bir bronz zırh giymiş ortaçağ şövalyesine, porselenden yapılmış bir Japon kız çocuğuna veya tamamıyla beyaz taştan yapılmış rönesans bakiresine de rastlamanız mümkün.

Dam Square meydanındaki kraliyet sarayı ünlü bir bina ustadı olan Jacob van Campen tarafından bir kabul salonu olarak dizayn edilmiş. 1808’e kadar kabul salonu olan bu bina, Hollanda’nın bu tarihte Napoleon’un kardeşi Louis Bonaparte’ın egemenliğine geçmesi ile bir saraya dönüşmüş. Zira Louis Bonaparte buranın bir kral için oldukça iyi bir saray olabileceğini düşünmüş. Bu tarihten itibaren bu bina Hollanda kral ve kraliçesi tarafından da resmi bir saray olarak kullanılagelmiş. Günümüzde bu saray halen resmi resepsiyonlar ve ülkeyi ziyaret eden resmi konuklar için kullanılmaktadır. Yaz süresince turistlerin sarayı rehberler eşliğinde gezebiliyorlar. 2001 yılında Sezer burada kraliçenin davetlisiydi ve devlet başkanı olarak ağırlandı.

The Nieuwe Kerk (Yeni kilise) ise, uzak ülkelere, dini inaçlara veya diğer medeniyetlere ait kültürel hazinelere ait etkileyici sergileri ile ün yapmış durumda. Kraliyet sarayının hemen yanında bulunan bu tarihi bina, sergiler bir tarafa sadece kendi güzelliği ile de oldukça etkileyici. Amsterdam’daki en eski kiliselerden olan bu bina da ayrıca, Hollanda Monarşi devletinin göreve başlama törenleri de yapılmaktadır. Ayrıca, yılda bir kez, yirminci yüzyılın savaş mağdurlarını anma törenleri yine bu kilisede yapılmaktadır. Daha fazla bilgi için İngilizce ve Hollandaca versiyonları olan websitesini ziyaret edebilirsiniz : www.nieuwekerk.nl

Dam meydanın ortasında yükselen Ulusal Anıt, resmi olarak, 1956 yılında eski Hollanda kraliçesi Juliana tarafından açılmış. Anıt, II. Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından işgal edilen Amsterdam’ın işgalden kurtarılması anısına inşa edilmiş. Güzel havalarda Hollandalı’lar ve turistler bu anıtın merdivenlerine oturarak keyif yapıyorlar.

KanallarAmsterdam’ın merkezi, tümüyle kanallar ve kanalların çevresindeki eşsiz güzellikte evlerle kuşatılmış durumda. “Kuzey’in Venedik’i” ünvanını almasını haklı çıkaran kanallar ve evler şehrin ana atraksiyonlarından en önemlisi. Gündüzleri özellikle güneşli havalarda güzelliklerini sergileyen kanallar ve evler, geceleri evlerde ve köprülerde yapılan muhteşem aydınlatmanın etkisi ile daha da büyüleyici bir görünüme sahip oluyorlar. Merkezdeki “Grachtengordel”ın dört merkezi kanalı Prinsengracht, Herengracht, Keizersgracht ve Singel olarak adlandırılmış. Daha küçük olan Brouwersgracht, Bloemgracht ve Leliegracht kanallarından da keyif alacaksınız.

Biraz Tarih (Bir kez daha sıkıcı olmadığını iddia ediyoruz! )Amsterdam tarihine baktığımızda sadece sulardan ibaret bir tarih karşımıza çıkıyor. Şehir, ortaçağda, Amstel ırmağının ağzına yapılmış dağınık evlerden oluşmaya başlamış. Sular sıkça yerleşim yerlerini basarak binaları yokettiği için, nehre bir set yapılmasına karar verilmiş. Bundan sonrasında ise oldukça uzun ve karmaşık aşamalarla şehir genişletilmeye çalışılmış. Fakat genişletmek için yollar yerine kanallar yapılmış. Hollanda’nın büyük ölçüde deniz seviyesinin altında olduğunu -bazı yerlerde sekiz metreye kadar- olduğunu gözönüne aldığımızda, Amsterdam’da toprak zeminden bahsetmek mümkün değil. Zemin sadece sudan oluşuyor. Böylece sistem su üzerinde kalabilecek evler inşa etmek için bir yol bulmak zorundaydı. Böylece su, sadece şehrin dizaynını değil büyüklüğünü de etkiledi. 17. yüzyılda, Amsterdam dünya ticaretinde gücünün doruklarındayken, şehrin genişlemesini sağlayacak oldukça zeki bir plan yapıldı. Bu plan yetenekleri ile bugün bile iş görmektedir.

Kanalların güzelliğinden hoşlanmak için en iyi yöntem kesinlikle suyun ta kendisi. Su bisikletleri veya botlarla kanal turlarına çıkabilirsiniz. Bu turları kendi getireceğiniz botlarla yapabileceğiniz gibi, tur firmalarının sağladığı kanal turlarına da katılabilirsiniz. Eğer gerçekten maceracı bir yapınız varsa, neden bir Salon Bot’u edinip, mum ışığında büyüleyici bir akşam yemeği eşliğinde kanal turu yapmıyor sunuz?

Kanal BisikletleriPedallı botlara yaygın olarak “Kanal Bisikleti” deniyor. Böyle bir bisiklet kiralayarak, kanallar çevresinde kendi turunuzu yapabilirsiniz. Bu tur hem enerji harcamak hem de eşsiz güzellikteki eski kanal evlerini görmek için iyi bir fırsat. Kanal bisikletlerinde dört kişilik oturma koltukları ve yağmura karşı önlem olarak kanvas tenteler bulunuyor. Bu bisikletleri dört ayrı yerden kiralayabilirsiniz : Westerkerk’in önünden, Leidseplein’den, Rijksmuseum’un önünden ve Keizersgracht’dan (Leidsestraat köprüsüne yakın).

Tekne ile Kanal GezileriEğer pedal çevirerek kanal gezisi yapmak istemiyorsanız, kanal turuna katılabilirsiniz. Eğer bu turu gece yaparsanız, bu sizin için eşsiz bir gezi olacaktır. Kanallar üzerindeki köprüler ve Amstel nehrinin yüzlerce lamba ile aydınlatılmış manzarası sizleri büyüleyecek. Kanal turları için, merkezi tren istasyonunun çaprazında bulunan Damrak ve Rokin rıhtımlarına gitmeniz gerekiyor. Unutmayın, kanal turu yapmak oldukça turistik bir eylem! Eğer, daha az ticari bir yaklaşım içindeyseniz, o zaman Saint Nicolaas tekne klübünü deneyin. Bu klüp, küçük ve kar amacı gütmeyen bir organizasyon. Klüp, üstü açık iki küçük tekneye sahip ve bu tekneler sadece 11 kişilik. İçeceklerinizi tekneye getirme izniniz var. Bu turda diğer tekne turlarında asla göremeyeceğiniz yerlere gidiyorsunuz. Daha fazla bilgi için Leidseplein Theater’a başvurabilirsiniz (adres : Leidseplein 12).

BegijnhofAmsterdam’ın ana alışveriş caddesinin (Kalverstraat) üzerinde bulunan Begijnhof, eski evlerle çevrelenmiş gözlerden uzak bir avlu, bir iç bahçe ve İngiliz Reformistik kilisesinden oluşuyor. Bu yer şehrin karmaşasının ortasında sanki bir sığınak. Begijnhof, 1346 yılında Aziz Ursula tarafından, rahibe olmayan dindar kadınlara ev olarak yapıldı. Bu kadınlar, komşu rahibe manastırı için dini hizmetlerde bulunuyordu. 17. ve 18. yüzyıllarda bu evlerin çoğu yenilendi. Ortaçağ’dan orijinal hali ile kalan tek ahşap ev 34 numaralı evdir. Günümüzde Begijnhof hala yaşlı insanların yaşadığı bir mekan. Burayı mutlaka görün! Begijnhof’a Spui üzerindeki bir girişten veya komşusu olan Amsterdam’s Historisch Museum’dan ulaşabilirsiniz. Bu müze (adres : Kalverstraat 9 / Nieuwezijds Voorburgwal 357), 17. yüzyıldan kalma eski bir yetimler yurdundan ev haline dönüştürüldü. Bu müzede Amsterdam ile ilgili pekçok tarihi gerçekle karşılaşacaksınız. Müzede çok farklı koleksiyonların yanısıra, ilgi çekici sergilere de rastlayacaksınız. Web sitesini ziyaret edebilirsiniz fakat sadece Hollandaca versiyonu bulunuyor : www.ahm.nl

Leidseplein (İçmek ve Eğlenmek Zamanı! )Leidseplein Amsterdam’ın en canlı meydanlarından birisi. Burada pekçok restoran, bar, kafe, coffe shops, aynı zamanda tiyatro (Stadsschouwburg -Amsterdam Theatre), sinema ve kültürel etkinlik merkezleri bulacaksınız. Yaz boyunca bu meydanın yarısı teraslarla, diğer yarısı ise halkı eğlendirmek üzere sokak sanatçıları ile doluyor. Meydana oldukça yakın iki mekanda, çağdaş müzik ve kültür üzerine iki ayrı etkinlik yaşanıyor : Melkweg (Lijnbaansgracht 234a) ve Paradiso (Weteringschans 6-8). Her iki etkinliği de görmenizi öneririz. Zira her ikisi de mimari olarak oldukça ilgi çekici binalarda yer alıyor. Paradiso eski bir kilise ve Melkweg bir süt fabrikası olarak kullanılmış. Websitelerine bir göz atarsanız, şu sıra hangi aktivitelerin yer aldığını öğrenebilirsiniz; www.melkweg.nl (İngilizce)
www.paradiso.nl (Sadece Hollandaca)

Ancak aklınızda bulundurmanız gereken tek şey rezervasyonunuzu çok önceden yaptırmanız. Zira yer bulamama şansınız çok yüksek!

Sadece birşeyler içmek istiyorsanız kültür merkezi Balie (adres : Kleine Gartmanplantsoen 10), cafe Eilders ve Reynders bizim favorilerimiz. Kendinizi havanızda hissediyorsanız, Lux’u deneyebilirsiniz. Lux geç saatlerde tercih edilen ve Çarşamba’dan Pazar gününe kadar canlı DJ şovları sunan bir bar. Leidseplein’e oldukça yakın (adres : Marnixstraat 403). Caddenin birazcık daha aşağısında, alt katında restoran ve üst katında barı olan De Koe’yu (İnek :-)) bulacaksınız. Buranın müdavimleri biraz değişik tipte ve yemekleri gayet lezzetli. Neden burayı bir denemiyorsunuz?

Eğer komediden hoşlanıyorsanız Boom Chicago’yu mutlaka görmenizi öneririz. Boom Chicago senaryolaştırılmış ve doğaçlama diyalogların bir karışımı olarak oynanan komik bir şov. Ve dahası şov İngilizce! Oyuncuları çoğunlukla Amerikadan sözleşmeli gelen yarı profesyonel genç tiyatroculardan oluşmakta. Oynadıkları tiyatro binasını Leidseplein 12 adresinde bulacaksınız. Alacağınız bilette fix bir tarife sözkonusu. Yemek - içmek - gülmek içinde. İlginizi çekiyor mu? O halde websitelerine şöyle bir gözatabilirsiniz: www.boomchicago.nl

Eğer kültürel etkinlikler için daha fazla alternatif arıyorsanız Stadsschouwburg’un altındaki AUB Uitburo’yu ziyaret edebilirsiniz. Buradan kültürel programlarla ilgili çok sayıda program bilgisi ve el broşürü sağlayabilirsiniz. Biletlerinizi de buradan temin edebilirsiniz. Websitelerini ziyaret etmek isterseniz : www.aub.nl

RembrandtpleinAmsterdam’ın merkezindeki eğlenceli meydanlardan bir diğeri Rembrandtplein. Burası diğer yerlere oranla biraz bakımsız görünse de, pekçok restoran, bar, kafe, coffee shops ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir yer. Popüler ve ağzına kadar dolu kafelerde vakit öldürebilir veya tamamiyle yeni DJ-cafe SOL’u deneyebilirsiniz. Cafe de Kroon (Kafe Taç) oldukça güzel ve şık bir üst sınıf kafesi. Eğer şık ortamların insanıysanız mutlaka uğramanızı öneririz. Bizim Rembrandtplein’deki favorimiz ise, Cafe Schiller. Bu kafe, güzel, sanatsal fakat biraz dağınık bir iç dekorasyona sahip. Rembrandtplein meydanı, aynı zamanda, karşı cins veya eşcinsellerin sosyalleşme çalışmalarında iyi bir başlangıçnoktası :-). Bir diğer yazmadan geçemeyecegimiz yer Three Sisters. İç dekorasyonu özenle yapılmış, deri ve ahşap kombinasyonu gözünüzü ve dötünüzü rahatlatıyor.

Amsterdam’ın en büyük Cumartesi gecesi aktivitesi ise en popüler DJ’lerin yeraldığı Chemistry (Escape, adres : Rembrandtplein 11). Eğer uzun süre sıra beklemek sizi sıkmayacaksa, içeri gireceğinizi garanti ederiz.

Sinners in Heaven (adres : Wagenstraat 3), gösteriş meraklıları için oldukça uygun bir yer! Club IT (adres : Amstelstraat 24) ise, gay’lerin sosyalleşme ve tanışmasına ekstra serbest ortamı ile yardım ediyor. Club IT’nin websitesi oldukça klas! Websitesi, Club IT’de sizi tam olarak nelerin beklediği konusunda bilgi veriyor : www.it.nl

Meydana yakın küçük bir sokak olan Halvemaansteeg gay barları ile donatılmış durumda. Rembrandtplein’e yakın olan Reguliersdwarsstraat ise tamamıyla gece hayatı aktiviteleri ile dopdolu bir yer. Cadde pahalı restoranlaıyla, üst kesim gay’lere hitap eden lüks gay barlarıyla ve orta yaş üstü iş adamı grupları ve tanınmış yerel şöhretlerin gittiği gece klüpleri ile ün yapmış durumda.

Vondelpark (Doğa ve Müzik Aşıkları için! )Vondelpark görkemli ve geniş yeşil alanları ile Amsterdam’ın en ünlü parkı. Üstelik şehir merkezine de oldukça yakın. Parkta ağaçların yanısıra, güneşli günlerde üzerine yayılacağınız çimenler, seyretmekten hoşlanacağınız göller ve fıskiyeli havuzlar da var. Park 1864 yılında zengin vatandaşlar tarafından yaptırılmış ve daha sonra parka, Hollandalılar’ın ünlü rönesans ozanı Joost van den Vondel’in adı verilmiş. Park, Amsterdam’ın kalabalık Leidseplein bölgesinden başlayarak, gözle takip edemeyeceğiniz kadar genişliyor ve şehrin güzel güney mahallelerine kadar uzanıyor. Parkın pekçok girişi olduğunu da ekleyelim.

Kültürel EtkinliklerVondel parkın 1864 yılında yaptırılmasından sonra, park, bu tarihten başlayarak her türlü sanatsal etkinliğin organize edildiği bir alan haline geldi. 1950’den itibaren müzik, tiyatro ve dans gösterileri burada büyük bir sahne üzerinde sergilenir oldu. 1970’ler boyunca tüm dünyadan buraya akan hippiler ve Flower Power gençliği parkı adeta istila etti. Üstelik gecelerini bile burada geçirdiler. Bu gençlerle birlikte serbest müzik de büyük ölçüde parka girmiş oldu. Müzik gruplarında kendiliğinden gelişen bu oluşumlar büyük bir dinleyici kitlesinin dikkatini çekmişti. 1974 yılı serbest girişli bir programın başlatılmasına tanıklık etti : Vondelpark Açık Hava Tiyatrosu. Her yaz, tiyatro, jaz, klasik müzik, pop müzik ve dünya müziklerinden oluşan farklı bir program izleyicilere sunuluyor. Çocuk tiyatrosu ve stand-up gösterileri de bu etkinliklerin içinde yeralıyor. Açık hava tiyatrosunun eşsiz atmosferi, hem sadık hayranları hem de oradan tesadüfen geçmekte olan Hollandalı veya yurtdışından gelen yabancıları cezbediyor. Çünkü çok farklı programları bir arada sunması, herkesin kendine uygun birşey bulmasına olanak sağlıyor. Vondelpark Açık Hava Tiyatrosu her yaz Temmuz’dan Ağustos’a kadar gösterilerini sürdürüyor. Daha fazla bilgi için websitelerine gözatabilirsiniz : www.openluchttheater.nl

SporVondelpark, yürümek, bisiklet sürmek, ata binmek ve patenle kaymak için de oldukça iyi bir yer. Bütün yıl boyunca, yürüyen veya velespit süren insanları görmeniz mümkün. Unutmayın yaz aylarında bu trafik biraz daha yoğun olabilir. Cuma akşamları, binlerce insanı patenle kayarken görebilirsiniz. Bunun nedeni, Blauwe Theehuis’dan başlayan ve yine aynı noktada biten Cuma Gecesi Paten aktivitesi. Eğer tecrübeli bir paten kayıcısı değilseniz ve bunu geliştirmek istiyorsanız, Vondelpark ders alabileceğiniz iyi noktalardan birisi.

Daha Fazla Kültürel Aktivite (Bu bölümü entellektüellerimize adıyoruz! )Vondelpark’ın ortasında yeralan Baluwe Theehuis (Mavi Çay Evi), birşeyler içmek veya atıştırmak için oldukça iyi bir nokta. Konumu mükemmel ve pekçok trendy Amsterdam’lı buraya oldukça fazla rağbet ediyor. Isıtılan terası kışın dahi açık! Eğer kaliteli fanki müzikten hoşlanıyorsanız bu yer tam size göre! Zira her Pazar günü DJ-lounge tipi müzik dinleme şansınız oluyor. Websitelerine göz atmak isterseniz : www.blauwetheehuis.nl (Hollandaca)

Vondelpark’daki bir diğer kültür merkezi Filmmuseum ve kafesi Vertigo. Filmmuseum “Unutulmayan Eski Filmler”e düşkün olanların keyifle bu filmleri izleyebilecekleri bir yer. Ayrıca Perşembe akşamları bu filmleri Filmmuseum’un terasından da izleyebilirsiniz (tabi sadece yaz boyunca). Az çok iddialı grupların sıkça buraya geldiklerini de söyleyelim. Daha fazla bilgi için mükemmel düzenlenmiş websitelerini ziyaret edebilirsininiz : www.filmmuseum.nl (Hollandaca).

Şu sıralar park yeniden düzenleniyor. Parktaki zeminin altı oldukça sulu ve yapılan çalışmalar parkı olası bir çöküntüden korumaya yönelik olarak devam ediyor. Tabi bu bilgiler sizi parkı ziyaret etmekten alıkoymasın. Zira halen görülecek çok keyifli şeyler var. Şehirdeki diğer görülmeye değer parklar, Westerpark, Beatrixpark ve Rembrandtpark.

Museumplein ve Concertgebouw (Klasik tarzın insanları bu bölüme dikkat! )Eğer klasik müziğe aşıksanız Concertgebouw (adres : Concertgebouwplein 2-6) tam size göre bir yer. Burası Museumplein’e oldukça yakın bir yer ve iyi havalarda şehir merkezinden yürünerek ulaşılabilir. Yürümek istemiyorsanız, merkezi tren istasyonundan 16 veya Leidseplein’den 5 numaralı tramvaya binerek ulaşabilirsiniz. Eğer programlarına kısaca bir gözatmak isterseniz, websiteleri (İngilizce ve Hollandaca) : www.concertgebouw.nl

Amsterdam’daki aktiviteler rahat ve formaliteden uzak kalmaya yatkın bir çizgi izliyor. İşte bu nedenle Concertgebouw’da bir konser izleyecekseniz, sizin için rahat olan kıyafetleri giymenizde bir sakınca yok. Konser salonuna girdiğinizde, kot pantolondan, iş kıyafetlerine, klasik saç modellerinden punk modelinde biçimlendirilmiş saçlara kadar her tipi görmeniz mümkün. Fakat dikkat etmeniz gereken şey konsere geç kalmamanız. Konserler dakik bir şekilde akşam 8:15’de başlıyor. Daha erken gelenler, salonda birşeyler içebilir veya binayı gezebilirler.Konser yöneticisine gelince, konser salonuna girdiğinizde sahnede prova yaptığını göreceksiniz. Alkışlarınızı, orkestranın arkasında yükselen merdivenlerin tepesindeki kapıdan girecek olan orkestra şefi ve solistler için saklayın. Bu gerçekten görkemli bir manzara! Beleşçiler için b tip verelim, Çarşamba günleri saat 12,00 den itibaren canlı provalar var vede ücretsiz dikizlemek mümkün. Amsterdama gittikte konser bilem izledik demek isteyenler için duyurulur.

MuseumpleinMuseumplein, Concertgebouw’un önündeki alanda uzanan ve herbirine birkaç dakika yürüyerek ulaşabileceğiniz şehrin en ünlü sanat müzelerinden birkaçını barındıran bir bölge : Rijksmuseum, Van Gogh Museum ve Stedelijk Museum. Museumplein son zamanlarda yeniden düzenlendi ve kısa bir süre soluklanmak veya rahatlamak isteyen herkes için ikinci bir adres oldu. Burada oldukça geniş çimenlik alanlar, fıskiyeli bir havuz ve bir buzpateni pisti de bulunmaktadır. Alanda bulunan Rijksmuseum müzesi (adres : Stadhouderskade 42), Hollanda’daki en geniş sanat ve tarih koleksiyonunu barındırmaktadır. Eğer 17. yüzyıl Hollanda’sının ressamlarına tutkunsanız bu müze size çok şey sunacak; Rembrandt, Vermeer, Frans Hals ve Jan Steen’i de kapsayan pekçok ressamın çalışmaları. Fakat müzede bulacaklarınız sadece resimlerle sınırlı değil. Gümüş koleksiyonları, porselen eşyalar, oyuncak evler ve Asya kıtasından sanatsal çalışmalar da görecekleriniz arasında. Aynı zamanda binanın kendisi de görmeniz gereken bir değer. Bina, 1885 yılında, merkezi tren istasyonunun da mimarı olan, Hollandalı mimar Cuypers tarafından dizayn edildi. Daha fazla bilgi için müzenin websitesine gözatabilirsiniz : www.rijksmuseum.nl (Hollandaca, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca).Museumplein’de yeralan, görülmeye değer diğer bir müze ise Van Gogh Museum (adres : Paulus Potterstraat 7). Çok yenice restore edilen bu müzeyi görmeyi sakın atlamayın! Enfes Van Gogh resimleri ile tıka basa dolu bu müze sizleri çok etkileyecek. Van Gogh’un yaşamı ve yaşadığı çağla ilgili bilgi edinmek için, müzenin websitesine göz atabilirsiniz : www.vangoghmuseum.nl (Hollandaca ve İngilizce).Van Gogh müzesinin hemen yanında Stedelijk Müzesi (adres : Paulus Potterstraat 13) bulunuyor. Modern ve çağdaş sanat sergilerini bulabileceğiniz muhteşem bir yer. Müze sanatta yaşanan gelişmeleri, özellikle de 20. yüzyılın ikinci yarısına ait olanları çok yakından takip ediyor. Müzedeki koleksiyon, tablolar ve heykeller, resimler, yayınlar, fotograflar, grafik dizaynlar, uygulamalı sanatlar ve modern iletişim araçlarını kapsıyor. Daha fazla bilgi için müzenin websitesine gözatabilirsiniz : www.stedelijk.nl (İngilizce ve Hollandaca).

Albert Cuyp Market (Bizim Salı Pazar’ının şıp demiş burnundan düşmüş! )Albert Cuyp pazarı caddenin her iki yanında uzanan tezgahları ile Amsterdam’ın en ünlü gündüz pazarı. Pazarda, ucuz giysilerden, ufak süs eşyalarına, dünyanın her yerinden gelmiş yiyeceklerden, çiçeklere kadar birçok şeyi bulabilirsiniz. Balık satıcılarına uğramayı sakın unutmayın ve Hollanda’ya ait tatlı birşeyler yemek isterseniz, taze şuruplu gözlemelerinden (Stroopwafel) tatmamazlık etmeyin! Özellikle güneşli günlerde pazar, Amsterdam’ın neşesi ile dopdolu, cıvıl cıvıl, çok kültürlü bir sokak haline dönüşüyor.

Albert Cuyp pazarı, De Pijp olarak adlandırılan bölgede yer alıyor. De Pijp, kökleri 19. yüzyıldan gelme eski bir işçi sınıfı mahallesi iken, bugün çok uluslu bir yaşam alanı. Bu bölge yürüyüş yapmak için oldukça ideal ve mağazalar, restoranlar, kafeler açısından da zengin bir bölge. Ferdinand Bolstraat bu bölgenin ana alışveriş caddesi. Fakat mimari açıdan çok çekici olduğunu söyleyemeyiz. Eğer mimariye ilginiz varsa, De Pijp’da bulabileceğiniz mimari açıdan ilgi çekici binalar, sadece Berlage’daki bazı binalar ve Amsterdamse School olacaktır. Bu bölgede yer alan oldukça geniş ve bakımlı cadde Centuurbaan ise alışveriş meraklıları için görülmesi gereken bir yer.

Berlage ve Amsterdamse School (Biraz da mimari! )19. yüzyılın işçi sınıfına ait yaşam alanlarındaki (De Pijp, Staatsliedenbuurt, Dapperbuurt ve Kinkerbuurt) evler ucuz ve oldukça sıkışık yapıdaydılar. Yaşam alanları ve yeşil alanlar neredeyse yok denecek kadar azdı. 20. yüzyıla gelindiğinde, bazı mimarlar bu alanlarda, hem zengin insanlar hem de işçi sınıfı için daha doğru dürüst binalar yapmaya karar verdi. 1915 yılında, mimar Hendrik Petrus Berlage (aynı zamanda şehir merkezindeki ünlü borsa binası -De Beurs- ve bazı köprülerin mimarı), bölgenin güney tarafı için düşünülmüş bir planla çıkageldi. Bu plan, yaşam bölgelerini, toplu taşıma imkanlarını, parklar ve spor sahalarını içeren bir küçük şehir yaratmayı amaçlıyordu. Bu düşüncelerin bazıları, Amsterdamse School’un mimarları tarafından uygulamada bir miktar değişikliğe uğratıldı. Amsterdamse School’un mimarları, eşsiz güzellikteki yaşam alanı örneklerini yaparken, işçi sınıfının yaşamına biraz güzellik katma amacını da gütmüşlerdi. Bu binalar “tuğladan yapılma heykeller” olarak adlandırılabilirdi. De Pijp’ın güneyi, Churchillaan ve Vrijheidslaan bölgelerinde, Amsterdamse School’un bu binalarının iyi örneklerini bulabilirsiniz. Bu bina tiplerinin en güzel örneğini ise, Spaarndammer bölgesinde göreceksiniz. Mimar Michel de Klerk, bu bölgede oldukça şaşırtıcı bazı ev blokları ile Zanstraat üzerindeki postane binasını inşa etmişti. Kesinlikle görülmeye değer! Çok etkileneceksiniz!

JordaanJordaan küçük sokakları ve gizlenmiş avluları (hofjes) ile Amsterdam’ın en ilgi çekici yerlerinden birisi. Jordaan eskiden işçi sınıfının yaşadığı bir bölge imiş. Ancak bugün, bu bölge, sanatçıların, öğrencilerin, genç girişimcilerin ve bazı yaşlı mahalle sakinlerinin oturmayı tercih ettiği bir bölge haline gelmiş. Jordaan mimari hoşluğunun yanısıra bazı avantajları da yaşayabileceğiniz bir yer. Eğer ikinci el giysilerden, düğmelere ve İspanyol işi toprak çanak çömleğe kadar, değişik şeyler bulabileceğiniz küçük dükkanlara ilgi duyuyorsanız, burası tam da sizin yeriniz. Bunların yanısıra, birtakım pazarları, çok hoş restoran ve barları ile de ziyaretçilerinin hoş vakit geçirmelerine olanak sağlıyor. Özetle, birkaç saatinizi keyifli gezintilerle harcayacağınız muhteşem bir bölge!Jordaan’a ilişkin diğer bir bilgi ise, bölgenin her tarafına dağılmış, hepsi belli bir kalitenin üzerinde olan ve müşteri profili sanatçılardan öğrencilere kadar değişen küçük kafe ve restoranların çokluğu. Sadece başıboş bir şekilde çevrede dolaşın ve bunlardan bir tanesine girin; Çok beğeneceksiniz!

Jordaan, avlularının ünü kadar, zevkli ve küçük Hollanda evlerini de görmekten hoşlanacağınız bir yer. Bu evler, 17. yüzyıldan itibaren, zengin insanlar tarafından, yaşlı ve yoksul insanlar için yaptırılmış. Bazılarına dikkatli baktığınızda, birçoğunun halka açık olduğunu göreceksiniz; Lindengracht’da, Lindehofje (no : 94-112) ve Suykerhofje (no : 149-163). Dwarsstraat’da ise (no : 3), Claes Claez Hofje’ye girebileceğiniz bir geçit bulunuyor. Diğer küçük Hofjes’leri Palmgracht’da görebilirsiniz : Rapenhof (no : 28) ve Bossehofje (no : 40).

Jordaan’ın kenar bölgesinde Anne Frank House (adres : Prinsengracht 263) isimli binayı göreceksiniz. Bu eve ismini veren yahudi kızı, Anne Frank, II. Dünya savaşı süresince gizlendiği bu yerde ünlü günlüğünü yazmıştı. Ev daha sonra müze haline getirilmiş ve Anne’ın günlüğü müzenin bütünleyici bir parçası olmuş. Eğer burasını ziyaret etmek istiyorsanız, bir süre sıra beklemek zorunda kalacağınızı unutmayın. Ancak emin olun buna değecek! Daha fazla bilgi için websitesine göz atabilirsiniz : www.annefrank.nl (İngilizce, Hollandaca, Almanca ve İspanyolca).

Westertoren olarak bilinen 85 metre yüksekliğindeki kule, Anne Frank müzesine oldukça yakın ve yaz boyunca ziyarete açık. Kulenin balkonundan şehrin olağanüstü manzarasını seyredebilirsiniz.

Jordaan’da çok fazla kulüp kültürü olduğunu söyleyemeyiz. Fakat Amsterdam’ın bu hoş ve tarihi bölgesine yakın olan iki kulüp Amsterdam’ın en ünlü kulüpleri olarak biliniyor : Mazzo (adres : Rozengracht 114) ve Club More (adres : Rozengracht 133). Mazzo’da oldukça iyi DJ’ler görev yapıyor. Giriş ücreti insaflı ve giysi kısıtlaması yok. Mazzo her hafta Çarşamba’dan Pazar gününe kadar açık. Mazzo’nun ters yönünde bulunan Club More, yeni ve şık bir kulüp. Kulüp, özel gecelerde, kendi yaptığı müzik eşliğinde farklı parti organizasyonları sunuyor. Daha fazla bilgi için websitelerine gözatabilirsiniz : www.mazzo.nl ve www.clubmore.nl

Bu kulüplerin az ilerisinde Dam meydanına yakın J. Roelensteeg de yer alan Superclup ise başka bir tavsiye edeceğimiz kulüp olacak. Burada her akşam farklı bir ambians var. Yemekleri fena değil ama tuzlu. Roma ortamında sunulan aktiviteler ile süslenmiş unutulmaz geceler için bence uğrayın. Barı işe yaramaz. www.superclup.nl

Onun yerine aynı mekanda yer alan iki bar tavsiye ediyoruz. Cici kızların elinden lezzetli sushiler yemek için Stereo Sushi çıtır kızları ile ünlü. Bir diğer güzel bar Ansinthe hemen cadde üzerinde ve eski bir kilise atmosferi içinde size kaybolmanın reçetesini yasak içki Absinthe ile sunuyor. www.absinthe.nl

Waterlooplein (Antika Meraklıları buraya! )Waterlooplein kelepir eşyaları bulabileceğiniz bir hazine adası (ikinci el giysiler, mücevher ve antikalar). Burası, Amstel nehrine bakan, modern, yuvarlak şekilli büyük bina olan Stopera’ya oldukça yakın bir yer. Waterlooplein’e uğramadan Amsterdam’dan ayrılmayın. Zira burası bit pazarlarının şahı. İlk gözünüze çarpan, çok sayıdaki tezgahlarla, tezgahlara çeşitli biçimlerde asılmış rengarenk eşyalar olacak. Fakat asıl bakmanız gereken nokta zemin olacak. Zira, tam tamına ayaklarınızın altında en ilgi çekici eşyaların uzandığını göreceksiniz. Huysuz hurda satıcılarının, yılların tecrübesi ile, buldukları en son döküntüleri tam anlamıyla yerlere sererek sizi davet ettiğini göreceksiniz. Bu eşyalar üzerinde arasında yürüyerek size ilgi çekici gelenlerini seçebilirsiniz. Waterlooplein’de aynı zamanda, kaliteli ikinci el giysi satan bir mağaza da bulunuyor; Episode (adres : Waterlooplein 1). Giysi fiyatları uygun ve çok hoş giysilerle karşılaşma şansınız yüksek. Çanta ve kemer düşkünleri, buraya uğramadan gitmeyin!

Amstel ırmağı üzerindeki Stopera, Stadhuis (belediye binası) ve Opera kelimelerinin kısaltılmasıyla oluşturulmuş bir isim. Bina ismine uygun olarak, belediyeye ve müzik tiyatrosuna hizmet veriyor. 1986 yılında açılan bina modern mimari yapısı nedeniyle ihtilaflara neden olmuş. Bina içinde gezinebilir ve neler olup bittiğine bakabilirsiniz. Burası aynı zamanda, opera, dans ve modern gösteri sanatlarına ait çalışmaların yapıldığı bir merkez.

Waterlooplein’deki bit pazarına yakın bir yerde Rembrandthuis müzesini (adres : Jodenbreestraat 4) bulabilirsiniz. Müze iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, kısa süre önce yenilenen, dünyaca ünlü ressam Rembrandt van Rijn’ın 1639-1658 yılları arasında yaşadığı ve çalışmalarını yaptığı orjinal evi, ikinci bölümde ise eve sonradan eklenen yeni bir bina yeralıyor. İkinci bölüm olan yeni binadaki sergi salonlarında, Rembrandt’ın hemen hemen tüm gravür çalışmalarını içeren koleksiyonunun sürekli sergilendiği salonların yanısıra, geçici sergiler için de salonlar bulunuyor. Daha fazla bilgi için müzenin websitesi : www.rembrandthuis.nl (Hollandaca ve İngilizce).

The Jewish Historical Museum (Yahudi Tarihi Müzesi), (adres : J.D. Meijerplein 2-4), Amsterdam’daki yahudilerin inançları, kültürleri ve tarihleri ile ilgili bilgi edinmek için oldukça iyi bir kaynak. Müze, Yeni Sinagog (New Synagogue), Büyük Sinagog (Great Synagogue) ve galerilerden oluşuyor. Daha fazla bilgi için : www.jhm.nl (İngilizce ve Hollandaca)

Şehir Merkezinin Batısı - Hortus Botanicus (Doğaseverlerin dikkatine! )Bu bahçe, Amsterdam’ın en eski bahçesi, Avrupa’nın ise en eski bahçelerinden birisi. Latin isminden de anlaşılacağı üzere - Hortus Botanicus - ilk zamanlarında, bitkilerden ilaç üretme konusunda araştırmalar yapılan bir alanmış (adres : Plantage Middenlaan 2a). Bu araştırmalar zamanla bitkilerin kendisini gözlemlemeye de dönüşmüş. Bu nedenle Hortus, yetişen bitki türleri ile ilgili en çok şeyin öğrenildiği yer olarak öne çıkıyor. Bahçeye girdiğinizde, 17. yüzyıl dünyasından kalma oldukça sık ve azman bitkilerle karşılaşıyorsunuz. Patikalarda yürürken, bahçeden yükselen kokularla sarhoş olabilirsiniz. Bahçede, güneş ve gölge arasında seçim yapabileceğiniz şekilde yerleştirilmiş sandalyeleriyle oldukça sevimli bir kafe de bulunuyor. Daha fazla bilgi için : www.hortus-botanicus.nl

Hortus Botanicus’a çok uzak olmayan Tropenmuseum (adres : Mauritskade 63), “dünya insanlarına” adanmış bir müze. Oldukça güzel olan binada mükemmel iki koleksiyonlar bulunuyor : müzik enstrümanları ve maske koleksiyonu. Müzenin bir başka ilgi çekici tarafı ise, farklı ülkelerdeki yaşam biçimlerinin burada canlandırılıyor olması. Müzede gezerken Afrika’daki tipik bir evin mutfağına burada rastlayabilirsiniz. Çocuklarınızla rahat gezebileceğiniz bu müze, özellikle büyük çocuklar için gerçek bir eğlence kaynağı! Daha fazla bilgi için : www.kit.nl/tropenmuseum.

Artis Zoo - Hayvanat BahçesiArtis Zoo, Hortus’a oldukça yakın (adres : Plantage Kerklaan 38-40) bir yerde bulunuyor. Çok özel bir koleksiyonu olmamakla birlikte, hoşnut kalınabilecek bir yer. Hayvanat bahçesinde bulunabilecek normal şeylerin yanısıra, bir akvaryum, bir jeoloji müzesi ve Hollanda dilinde gezegenlere ait bir şov da bulunuyor. Çocukları eğlendirmek için mükemmel bir şekilde dizayn edilmiş, kum havuzu ve tırmanma malzemeleri olan bir oyun bahçesi de burada bulacaklarınız arasında. Daha fazla bilgi için : www.artis.nl

Bisiklet Sürmek (Amsterdam’ı Amsterdamlılar gibi yaşamak için…)Bisiklet sürmek eğer şehir merkezinden daha ötesini görmek istiyorsanız, Amsterdam’ı gezmek için en iyi yöntem. Şehirde oldukça fazla bisiklet yolu var ve araba sürücüleri genellikle bisikletler konusunda tecrübeli. Dikkat etmeniz gereken nokta yollar olacaktır. Zira alıştığınız yollardan farklı olabilir. En azından ana yollarda bazen 7 farklı bölüm görebilirsiniz. Ana yolun her iki tarafında yaya yolları, yine her iki yönde bisiklet yolları, her iki yönde araba yolları ve merkezde ise tramvaylar için ayrı bir yol göreceksiniz. Kanal yollarında ise iki bölüm bulunmaktadır. Birinci bölüm yaya yolu ve ikinci bölüm, yayaları da kapsayan diğer herşey için geçerli bir yol (Kanal yollarının, kanalın her iki tarafında da tek yönlü olduğunu aklınızdan çıkarmayın.)

Nereden Bisiklet Bulabilirim?Eğer şehre birkaç günlüğüne veya bir hafta için geldiyseniz, bisiklet kiralamanız en mantıklısı. Şehirde pekçok bisiklet kiralayan mağaza bulabilirsiniz. Örneğin, Tweewielercentrum’da De Beurs, MacBike or Rent-A-Bike mağazaları. Bisiklet kiralamanın tek dezavantajı, bisiklet üzerinde yeralan “rent-a-bike (kiralık bisiklet)” işareti. Bu işaret Hollandalı olmadığınızı dünya aleme duyuruyor. Eğer damalı şey gibi gezmiyim, işaretsiz bir bisikletim olsun diyorsanız, Utrechtsedwarsstraat 105 adresindeki Utrechtse-dwars-fiets mağazasına gidin ve işaretsiz bir bisiklet kiralayarak kendinizi biraz daha az yabancı hissedin! Bisiklet kiralarken mağazadan çıkmadan bisikletinizi mutlaka kontrol edin. Her zaman sağlam bir bisiklet denk gelmeyebilir. Eğer şehirde daha uzun kalmayı planlıyorsanız, ikinci el bir bisiklet almak daha iyi bir opsiyon. Çoğunlukla ikinci el bir bisikletin ortalama fiyatı 125 Euro civarında. Ancak iyi bir kilite de ihyiyacınız olacak; en azından 46 Euro! Eğer yeteri kadar zekiyseniz kilitinizi önceden alırsınız. Daha önce bahsettiğimiz pazarlardan birine gidip (örneğin Waterlooplein, Albert Cuyp Market), bahsettiğimiz fiyatların yarısına iyi bir kilit sahibi olun! Üstüne üstlük burada, ikinci el bir bisiklet almak konusunda bir junky tarafından baştan bile çıkarılabilirsiniz. Çünkü, pazarlarda 12 Euro’ya bir bisiklet bulmanız mümkün! Fakat bunu pek önermeyiz. Zira, junky tarafından satılan bisikletlerin çoğu çalıntı bisikletler olarak karşımıza çıkıyor. Çalıntı bir bisiklet kullanmak suç kapsamında olduğu için, bu hareketinizden dolayı cezalandırılabilirsiniz! Unutmayın butür bir yasadışı ticarette alan suçlu satan değil. Yani canki bu durumdan yırtarken siz hapsi boylayabilirsiniz.

Emniyetiniz İçin Aşağıdaki kurallara uyduğunuz sürece güvenli bir bisiklet yolculuğu yapacağınızı söyleyebiliriz :? Kırmızı ışıklarda mutlaka durun. Çevrenizde durmayan insanlar da göreceksiniz, ancak sistemi iyice öğreninceye kadar bu insanlar gibi davranmak tehlikeli olacaktır.? Yeşil ışıkları ve özellikle ışık olmayan kesişme noktalarındaki yol verme tabelalarını dikkate alın.? Özellikle taksilere, diğer bisikletlere ve yayalara dikkat edin.

Bisikletinizi Amsterdam’lıların Yöntemi ile KullanmakAmsterdam’lılar bisiklet kullanırken yukarıdaki kuralların aslında hiçbirine uymuyorlar. Çoğunun bisikletinde yayaları uyarmak için kullandıkları ziller bile çalışmıyor. Dolayısı ile, yayalara zil çalmak bir tarafa, bisikletlerin hızından korkan turistlerin yoldan atlayarak geçmelerinden büyük keyif alıyorlar.

Bisikletinizi bir Amsterdam’lı gibi kullanmanın triklerini aşağıda sizin için özetledik. Kendinizi tehlikeye atmak için bunları uygulayabilirsiniz... ? Yeşil ışık devam et demektir. Yani beklemeden yola atlamanız lazım!? Kırmızı ışık yavaşla ama durma demek oluyor. Kesişme noktasından yavaşlayarak geçebilirsiniz. Bu işaret duran insanların zayıflığını da göstermektedir.? Bisiklet sürerken trafik ışıklarının en az olduğu rotaları izleyin. Zira trafiğin sıkışık olduğu zamanlarda durmak zorunda kalabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi gerçek bir Amsterdam’lı gibi bisiklet kullanmak kolay değil. Gerçekte, trafik ışıkları bisiklet kullanmayı daha da zorlaştırıyor. Farklı kavşaklardaki farklı ışık sistemlerinden dolayı, kimin ne zaman geçeceğini anlamak uzun süre alıyor.

Amsterdam’da bisiklet kullanmak yukarıda abartıldığı kadar tehlikeli olmamakla birlikte dikkat istiyor. Ayrıca bisiklet kullanmak, şehri gezmenin de en uygun yolu.

Ve şimdi son iki uyarı : Bir harita edinin, mutlaka ihtiyacınız olacak! ve bisikletinizi daima kilitleyin!

AMSTERDAM’DA İYİ EĞLENCELER !

Copyright 2015 Lost in Amsterdam